Demokrasi ve kalkınma, her ülkenin temel hedefidir. Bu hedeflerden verilen her taviz, toplum refahını olumsuz etkilemiştir. 

Türkiye’de Demokrasi ve Kalkınma tartışılmıyor. Tartışmaların çoğu din ve İslam anlayışı üstünedir. Fetö terörü de İslam’ın demokrasi anlayışı ve devlet yönetimi farkından ileri geldi.  Sonuç İslam’da anlayış ve yorum kamplaşması Demokraside tavizlere neden oluyor ve Türkiye’nin kalkınma enerjisini azaltıyor.  

Dinde güncelleme, eğer gerçekleşirse, bu anlayış farklarının azalmasına ve İslam’ın siyasi istismarını önleyebilir. 

Ekonomik anlamda da serbest piyasasının önünde engeller var.  

Söz gelimi, Kar payı -Temettü, şirketlerin dönem içinde elde ettikleri kârdan mevcut ortaklarına dağıtılan paydır. Eğer şirket zarar ederse kar payı dağıtılmaz.

İslami bankaların faizi kamufle etmek için, üstelik kar veya zarar ortaya çıkmadan, aldıkları mevduata diğer bankaların verdikleri faizle aynı oranda kar payı dağıtması, faiz günahsa bu günahı ortadan kaldırıyor mu?

Yani faizin adını kar payı yaparak günahtan kurtulmak bu kadar kolay ve sathi olabilir mi? Dahası Faiz günah ama hangi faiz günahtır?  Eksi reel faiz olunca ne olacaktır?

Allah insanı değerli bir varlık olarak yarattı; çünkü ona akıl verdi. Aksi halde insanlar Allah buyruğunu anlayamazdı? Akıl verdiği bir varlığa düşünmeden-analiz etmeden biat etmesi yaratılışa aykırı düşmez mi?

Thomas Jefferson (13 Nisan 1743-4 Temmuz 1826), Amerika Birleşik Devletleri üçüncü başkanıdır. Çok sayıda zenci kölesi olduğu bilinir.

Ancak kendisi Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nin asıl yazarıdır. Bu bildirgede insan hakları da ağırlıklı olarak yer almaktadır.

Jefferson, ''Bütün insanlar eşit yaratılmışlardır, onları yaratan Tanrı kendilerine vazgeçilemez bazı haklar vermiştir, bu haklar arasında yaşama, özgürlük ve refahını arama hakları yer alır.'' diyor ve bu düşüncesini ''Bize can veren Tanrı, özgürlüğümüzü de verdi'' cümlesi ile veciz bir şekilde açıklıyor.

İnsanlık geliştikçe, demokrasi ve özgürlük değerleri de değişti.

Söz gelimi, İnsanlığın geldiği bu günkü çağdaş anlayışta, bir insan köle demek en büyük hakaret olarak kabul ediliyor. Oysaki Suudiler Tanzimat döneminde Osmanlıların köle pazarlarını kapatmasına, kadınların yüzlerini açmalarına ve fotoğraf çekilmesine karşı, Osmanlıları kafir olmakla suçlamış ve isyan etmişlerdi.

Bu gün şeriatın en ağır şekilde yaşandığı Suudi Arabistan’da Suudi veliaht prens  ‘’isteyen kadın peçeyi çıkarabilir. Kadın erkek eşittir. ‘’ diyebiliyor.

İslam yaşantısı ister istemez zamanla modern dünyaya ayak uydurmak zorundadır. Bunu nasıl yapmak gerekir?

Türkiye İslam ülkeleri içinde, laik bir ülke olarak tanınmıştır. Uygulamada bazı çatlak sesler olmakla, Laiklik ama hangi laiklik gibi sorular sorulmakla birlikte, batı hayatı yaşamakta olan nüfus çoğunluğunun laiklikten vazgeçmesi olası görünmüyor.

Türkiye de cumhuriyet döneminde ekonomide İslami kuralların adı bile geçmedi. Rahmetli Özal ile birlikte ve özellikle 2002 yılında iktidar olan AKP döneminde İslami bankacılık gibi, Sukuk-u icara (  (kamu kuruluşları ve varlıklarının ‘geri alma’ taahhüdüyle satılması )

gibi islami sermayeyi çekme projeleri ön plana çıktı. 

Devletin kaynak bulması için bu kadar zorlamaya gitmesi gerekir mi? Bilinen bir gerçektir ki, Türkiye’nin çekmeye çalıştığı Suudi ve Körfez fonları aynı zamanda Dünyadaki spekülasyon fonlarında da büyük ortaklarıdır.

İslam’da Güncelleşme veya dinde reform yapılmadan bu gibi sorunların çözülmesi zor görünüyor.

Eğer uhrevi hayatsa, neden Suudi kralının tuvalet taşı altından? Neden Osmanlı halifeleri ve bu günde emirler ve hatta hala İslam liderleri saraylarda yaşıyor? Onlar için Uhrevi hayat yok mu?

Dinde reform yanlış tercüme ediliyor. Reformdan Kuranın değişmesi gibi bir anlam çıkarılıyor. Gerçekte ise Hristiyanlıkta ortaçağda yapılan reform bu alanda bir örnektir. Hristiyanlıkta reform, dinin kötüye kullanılmasına, din istismarına karşı bir tepki olarak doğmuştur.

Aslında reform isteği ve değişen de İncil değil, Katolik klisesinin kendi çıkarları için sonradan getirdiği yorumlardır.

Alman papaz Martin Luther’in Roma’ya yaptığı bir ziyaret sırasında Papa’nın Hristiyanları kandırdığını, haksız olarak zevk ve lüks içinde bir hayat yaşadığını fark etmiş ve Hristiyanlığın amacına dönmesi gerektiğini söylemiştir.

Ayrıca din istismarı nedeniyle zaten böyle bir ortam da doğmuştu; Çünkü İncil'in farklı dillere çevrilmesi ve matbaanın bulunup halk tarafından da okunabilir hale gelmesiyle, insanlar kilisenin doktrinlerinin İncil’e uymayan yanlışlarla dolu olduğunu görmeye başlamıştı.

Eğer İslam’da da bir reform yapılırsa, bu Kuran’da bir değişiklik anlamında değil, sonradan yapılan ve bu günkü çağdaş yaşamı, refahı etkileyen yanlış yorumların rafa kaldırılması şeklinde olacaktır.

Kuranı okuyan ve tanıyan herkes aynı zamanda kuranın istismarına da tepkili olacaktır.